Dolar 48,1319
Euro 56,2048
Altın 7.130,04
BİST 14.575,51
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Cum 25°C
Cts 26°C
Paz 28°C
Pts 28°C

KANUN NE DİYOR? KOMŞUNU RAHATSIZ ETME!

KANUN NE DİYOR? KOMŞUNU RAHATSIZ ETME!
27 Ağustos 2026 21:00 | Son Güncellenme: 27 Ağustos 2026 18:17

Site ve apartmanlarda bazı cümleleri hepimiz mutlaka duymuşuzdur.

“Ben kendi evimde istediğimi yaparım.”

“Alt tarafı biraz ses yaptık.”

“Kapımın önüne bıraktım, sana ne?”

“Arabayı beş dakikalığına buraya çektim.”

“Ben yıllardır buraya park ediyorum.”

Peki, gerçekten öyle mi?

Bir site veya apartmanda yaşarken, kendi bağımsız bölümümüzün kapısını kapattığımız anda her şeyi yapma hakkına sahip oluyor muyuz?

Aslında bu sorunun cevabı sadece görgü kurallarında, komşuluk ilişkilerinde veya “ayıp olur” anlayışında değil.

Kanunda da var.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesi, ortak yaşamın en temel kurallarından birini oldukça açık şekilde ortaya koyuyor.

Maddeye göre kat malikleri; bağımsız bölümlerini, eklentilerini ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kurallarına uymak, birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla yükümlü.

Üstelik bu konu sadece ev sahiplerini de ilgilendirmiyor. Kiracılar ve bağımsız bölümü kullanan diğer kişiler açısından da ortak yaşam kurallarının bir karşılığı var.

Aslında kanunun söylediği şey oldukça basit:

Senin bir hakkın var. Ama o binada, o sitede yaşayan diğer insanların da var.

“Ama Ben Kendi Evimdeyim!”

Evet, kendi evindesin.

Ama ortak yaşamın küçük bir gerçeği var:

Evinde yaptığın her şey bazen sadece senin evinde kalmıyor.

Gece saat 23.30’da matkap çalıştırdığınızda, o ses sizin salonunuzda kalmıyor.

Üst komşunuz gece yarısı mobilya çektiğinde, o ses sizin yatak odanıza kadar geliyor.

Balkondan aşağıya bir şey attığınızda, aşağısı sizin özel alanınız olmuyor.

Koridora koyduğunuz ayakkabılık, dolap, bisiklet veya çocuk arabası da bir noktadan sonra “kapımın önü” olmaktan çıkıyor.

Çünkü orası ortak alan.

Yani mesele aslında çok basit:

Siz kendi alanınızda bir şey yapıyor olabilirsiniz. Ancak yaptığınız şey başkasının yaşam alanını etkiliyorsa, konu artık sadece sizi ilgilendirmiyor demektir.

Bir de Şu “Beş Dakika” Meselesi Var

Site ve apartman yaşamında en tehlikeli zaman kavramlarından biri sanırım “beş dakika.”

“Arabayı beş dakikalığına buraya bırakacağım.”

“Bu eşyalar şimdilik burada dursun.”

“Bisikleti bir süreliğine koridora koyduk.”

“Şu alanı geçici olarak kullanıyoruz.”

O beş dakika bazen beş güne dönüşüyor.

Sonra beş aya…

Bazen de yıllara.

Bir süre sonra ortak alanın bir bölümü, sessiz sedasız bir kişinin veya bir dairenin özel kullanım alanı haline geliyor.

Otoparkta herkesin kullanabileceği bir yer için:

“Ben hep buraya park ediyorum.”

Koridordaki alan için:

“Zaten kimse kullanmıyor.”

Ortak bahçedeki bir bölüm için:

“Biz yıllardır burayı böyle kullanıyoruz.”

Peki diğerlerinin hakkı ne olacak?

İşte ortak yaşamda en çok karıştırılan nokta burada başlıyor.

Bir şeyi uzun süredir kullanıyor olmak, o yerin sahibi olduğunuz anlamına gelmez.

Herkes Başkasının Gürültüsünden Şikâyetçi

İşin ilginç tarafı şu:

Hepimiz başkasının çıkardığı sesten çok rahatsız oluyoruz.

Ama kendi çıkardığımız ses bize genellikle normal geliyor.

Üst komşu sandalye çekince uyuyamıyoruz.

Ama kendi evimizde misafir varken saatin kaç olduğuna pek bakmıyoruz.

Yan daireden gelen müzik bizi rahatsız ediyor.

Ama kendi televizyonumuz için:

“Ben zaten çok açmıyorum.” diyoruz.

Elbette ortak yaşam, tamamen sessiz bir hayat demek değil.

Çocuklar oynayacak.

İnsanlar misafir ağırlayacak.

Evcil hayvanlar olacak.

Zaman zaman tadilat yapılacak.

Hayat devam edecek.

Mesele hayatın doğal akışı değil.

Mesele, kendi yaşam biçimimizi başkalarının huzurundan daha önemli görmeye başladığımız nokta.

Ortak Alan, En Çok Sahiplenenin Değildir

Bir sitenin bahçesi, koridoru, otoparkı, asansörü veya diğer ortak alanları bazen farkında olmadan kişisel mülk gibi kullanılmaya başlanabiliyor.

Birisi koridora eşya bırakıyor.

Bir başkası otoparkta kendine yer belirliyor.

Bir diğeri ortak alanda kendi kullanımına göre düzenleme yapıyor.

Sonra bunlara itiraz edildiğinde şaşırılıyor:

“Ne var bunda?”

Aslında sorun tam olarak bu soruda.

Çünkü ortak yaşamda bazen bizim için küçük ve önemsiz olan bir davranış, başka biri için ciddi bir rahatsızlık oluşturabiliyor.

Belki o koridordan geçmek zorlaşıyor.

Belki acil bir durumda sorun yaşanıyor.

Belki başkasının kullanım hakkı kısıtlanıyor.

Belki de en önemlisi, ortak alan yavaş yavaş “ilk sahiplenenin alanına” dönüşüyor.

Oysa ortak alanın anlamı çok açık:

Herkesin hakkı var. Bu nedenle kimsenin tek başına sahiplenme hakkı yok.

Kanun Aslında Çok Şey Söylüyor Ama Özünde Tek Bir Şey İstiyor

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesini uzun uzun yorumlamak mümkün.

Ama özünde söylediği şey oldukça basit.

Komşunu gereksiz yere rahatsız etme.

Onun hakkını çiğneme.

Ortak alanı kendi özel alanın gibi kullanma.

Birlikte yaşamanın kurallarına uy.

Belki de sorun insanların bu kuralları bilmemesi değil.

Çünkü çoğumuz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu aslında biliyoruz.

Sorun genellikle kuralların sadece başkaları için geçerli olduğunu düşünmemiz.

Başkası yanlış yere park edince sinirleniyoruz.

Ama biz “beş dakikalığına” yapınca sorun olmuyor.

Başkası koridora eşya koyunca şikâyet ediyoruz.

Ama kendi eşyamız için “Zaten kimseye engel değil” diyoruz.

Başkası gece gürültü yapınca rahatsız oluyoruz.

Ama kendi gürültümüzü hayatın doğal akışı olarak görüyoruz.

Belki de ortak yaşamın en büyük sorunu tam olarak bu:

Herkes kendi rahatsızlığını çok önemsiyor, başkasına verdiği rahatsızlığı ise fark etmiyor.

SONUÇ OLARAK

Site ve apartmanlarda her sorunu yönetim çözemez.

Her yanlış davranış için yönetici kapı kapı dolaşamaz.

Her koridora kamera koyamazsınız.

Her yanlış parkın, her gürültünün, her ortak alan ihlalinin ardından yeni bir tartışma başlatamazsınız.

Bazı şeylerin çözümü yönetimden önce, ortak yaşam bilincinde başlıyor.

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesi de aslında hepimize çok basit bir sınır çiziyor:

Kendi hakkını kullanırken, başkasının hakkını unutma.

Belki zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Benim yaptığımı komşum yapsa, ben rahatsız olur muydum?”

Cevap evetse, belki de yapılacak şey çok basittir.

Yapmamak.

Çünkü aynı sitede veya apartmanda yaşamak, aynı düşünmek demek değildir.

Herkesin yaşam tarzı, alışkanlıkları ve beklentileri farklı olabilir.

Ancak ortak yaşamın devam edebilmesi için herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır:

Sizin özgürlüğünüz, başkasının huzurunu sürekli olarak bozmaya başladığı yerde artık tek başına sizin meseleniz olmaktan çıkar.

Ve belki de Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesini günlük hayatta anlamanın en kolay yolu şudur:

Ev sizin olabilir. Ama yaşadığınız hayatın sesi, etkisi ve sonuçları bazen sadece sizin evinizde kalmaz.

İbrahim PARLAK

([email protected])