APARTMAN MI YÖNETİYORUZ, KRİZ MASASI MI?
Bir apartmanı yönetmeye başlayınca insan şunu fark ediyor:
Sorunlar hiç bitmiyor…
Sadece şekil değiştiriyor.
Bir gün su deposu…
Ertesi gün otopark…
Sonra aidat…
Ardından asansör…
Tam her şey düzeldi derken bu kez WhatsApp grubunda yeni bir kriz başlıyor.
Bazen öyle anlar oluyor ki insan kendini apartman yöneticisi değil,
kriz merkezinde görevli gibi hissediyor.
Sabah telefon geliyor:
“Kapının önüne bisiklet bırakılmış.”
Öğlen mesaj düşüyor:
“Çöp konteyneri dolmuş, kim ilgilenecek?”
Akşamüstü başka bir bildirim:
“Asansör çok ses yapıyor, düşecek mi acaba?”
Gece yarısı bile telefon çalabiliyor:
“Komşunun musluğu patlamış, bizim daireyi su basıyor!”
Apartman yönetimi işte böyle bir tempo…
Bir gün kendinizi tesisatçı, ertesi gün psikolog, bazen de kriz masası sözcüsü gibi buluyorsunuz.
Ve en ilginç tarafı şu:
Sorunların kendisi değil, insanların tepkileri yönetimi zorlaştırıyor.
Çünkü su deposunu tamir etmek kolay, ama “su neden kesildi” sorusuna tatmin edici cevap vermek çok daha zor.
Apartman yönetimi aslında küçük bir toplum yönetmek gibi.
Kurallar var, bütçe var, beklentiler var.
Ama en önemlisi: iletişim.
Bir kriz çıktığında sakin kalabilmek, doğru bilgiyi zamanında paylaşmak, herkesin güvenini korumak…
İşte gerçek yönetim burada başlıyor.
Sonuçta apartman mı yönetiyoruz, kriz masası mı?
Belki de ikisini birden…
Çünkü her apartman yöneticisi, biraz belediye başkanı, biraz kriz koordinatörü, biraz da sabır taşıdır.
İBRAHİM PARLAK