APARTMANDA SOĞUK SAVAŞ
Geçtiğimiz haftalarda apartmanlarımızın ortak alanlarındaki sınır ihlallerini, yani o meşhur kapı önü sömürgeciliğini konuşmuştuk. Bu hafta ise madalyonun en az kokulu ama en çok gürültü koparan, komşuluk ilişkilerini mahkemelerde sonlandıran o en soğuk yüzüne bakacağız: Ödenmeyen aidatlar, bitmek bilmeyen bahaneler ve en sonunda kapıyı çalan icra memurları.
Şehir hayatının dikey kutularında yaşamanın bedeli sadece tapu dairesine ödenen meblağdan ibaret değil. O asansörün çalışması, koridorların aydınlanması, çöplerin toplanması ve o meşhur hidroforun ses yapmadan dönmesi için her ay ödememiz gereken, adına “aidat” dediğimiz ortak giderler var. Ancak ne hikmetse, konu ödemeye geldiğinde apartman sakinleri bir anda ikiye bölünüyor: Günü gelmeden aidatını ödeyen “görev adamları” ve aidat kelimesini duyduğunda bir anda ortadan kaybolan “görünmezler.”
“Ben Asansörü Kullanmıyorum ki!” ve Diğer Meetler
Tarih boyunca tahsilat süreçlerinde en yaratıcı bahaneler hep apartman koridorlarında üretilmiştir.
“Ben giriş katta oturuyorum, asansörü kullanmıyorum, asansör bakım parasını ödemem!”
“Yöneticiyi sevmiyorum, o yüzden aidat vermiyorum.”
“Bu ay yazlıktaydım, apartmanda durmadım ki neyin aidatı?”
Oysa hukuk bu konuda son derece net ve tavizsizdir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi der ki: “Kat maliklerinden hiçbiri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.”
Yani ister giriş katta oturun ister tüm yazı Maldivler ‘de geçirin; o aidat ödenecek. Nokta.
Kapıdaki İcra Memuru ve “Komşu Ayıbı”
Yönetici tatlı dille ister, WhatsApp grubundan nazikçe hatırlatır, panoya isim yazar (ki bu da ayrı bir kişisel verileri koruma krizi doğurur ya, neyse) … Ama o para bir türlü gelmez. Sonra ne mi olur? Süreç, apartman panosuna asılan o soğuk icra tebligatıyla resmiyet kazanır.
İşte tam bu noktada, o güne kadar “Bana bir şey yapamazlar, en fazla mahkemeye verirler, o da yıllar sürer” diyen komşunun illüzyonu paramparça olur. Çünkü apartman aidatı alacakları için icra takibi başlatmak, sanıldığı gibi yıllar süren bir mahkeme süreci gerektirmez. Yönetici, doğrudan icra dairesine giderek “İlamsız İcra Takibi” başlatabilir.
7 gün içinde itiraz edilmeyen o takip kesinleşir ve bir sabah kapınızda icra memurunu, banka hesaplarınızda bloke veya maaşınızda haciz kararını buluverirsiniz. Üstelik sadece ana parayı da ödemezsiniz; Kat Mülkiyeti Kanunu’nun öngördüğü aylık %5 (yıllık %60!) gecikme tazminatı, avukatlık ücreti ve mahkeme masrafları da o “ödemediğiniz üç kuruşluk aidatın” üzerine biner, çığ gibi büyür.
En Ağır Bedel: Ortaklığın Giderilmesi (Evin Satılması)
Peki ya komşu borcu ödememekte ısrarcıysa ve icra edilecek bir maaşı, arabası yoksa? İş orada da bitmiyor. Borcunu ödememekte direnen ve bu durumu alışkanlık haline getiren kat maliklerinin evleri, diğer kat maliklerinin istemiyle mahkeme kararıyla satılığa çıkarılabilir. Evet, yanlış duymadınız; ödemediğiniz aidatlar yüzünden günün birinde evinizden olabilirsiniz.
Sözün Özü
Komşuluk, sadece kahve fincanını paylaşmak veya bayramda selamlaşmak değildir. Komşuluk, aynı çatıyı paylaştığın insanların sırtına kendi yükünü bindirmemektir. Siz aidatınızı ödemediğinizde, o asansör yine çalışır ama faturasını sizin yerinize yan komşunuz ödemiş olur.
Bu hafta köşeyi kapatırken soralım: Apartman panosundaki “borçlular listesi” sadece bir kâğıt parçası mı, yoksa komşuluk ahlakımızın düştüğü icra dairesi mi? Unutmayın; huzurlu bir ev, sadece kapısını kilitlediğiniz yer değil, borcunu ödediğiniz ve komşunuzun hakkını gasp etmediğiniz ortak bir yaşam alanıdır.