NEREDEN BULDUN?
“Nereden Buldun?” Sorusu Geri Döndü mü, Yoksa Hiç Gitmedi mi?
Bir dönem Türkiye ekonomisinin en tartışmalı uygulamalarından biri olan “nereden buldun yasası”, bugünlerde yeniden konuşuluyor. Ancak meseleye biraz dikkatli bakınca, aslında ortada geri gelen bir yasa değil; hiç kaybolmamış bir anlayışın güncellenmiş hali olduğunu görüyoruz.
Eskiden devlet, vatandaşın sahip olduğu servetin kaynağını doğrudan sorardı. Bugün ise aynı soru çok daha sofistike bir yöntemle, sessizce ve sistem üzerinden soruluyor: “Bu harcamayı hangi gelirle yaptın?”
Gelir İdaresi Başkanlığı artık sadece beyan edilen gelire bakmıyor. Banka hareketlerinden tapu kayıtlarına, araç alımlarından kredi kartı harcamalarına kadar geniş bir veri ağı analiz ediliyor. Üstelik bu analizler artık insan gözüyle değil, büyük ölçüde dijital sistemler ve algoritmalar aracılığıyla yapılıyor.
Bu yeni dönemde dikkat çeken en önemli unsur, harcama ile gelir arasındaki uyumsuzluk. Gelir düşük görünürken yaşam standardı yüksekse, sistem bunu bir risk unsuru olarak değerlendiriyor. Bu noktada klasik denetim anlayışı yerini, veri temelli bir gözetim modeline bırakmış durumda.
Özellikle nakit çalışan kesimler, gelirini eksik beyan edenler ya da kayıt dışı kazanç elde edenler için risk her zamankinden daha yüksek. Artık mesele sadece ne kazandığınız değil; nasıl yaşadığınız da denetimin konusu haline gelmiş durumda.
Aslında açık konuşmak gerekirse, “nereden buldun yasası geri geliyor” demek çok doğru değil. Çünkü o soru hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. Sadece yöntemi değişti. Eskinin beyan esaslı sorgulaması, yerini bugünün veri esaslı analizine bıraktı.
Bugün gelinen noktada devlet şunu söylüyor: “Bana ne söylediğin kadar, sistemin bana ne anlattığı da önemli.”
Bu da yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Artık şeffaflık sadece bir tercih değil, fiilen bir zorunluluk. Çünkü dijital çağda iz bırakmadan ekonomik faaliyet yürütmek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.
Sonuç olarak, ortada yeni bir yasa olmayabilir. Ama çok daha etkili bir denetim gerçeği var. Ve bu gerçek, hepimize aynı soruyu farklı bir dille sormaya devam ediyor:
Gerçekten kazandığımız kadar mı yaşıyoruz, yoksa yaşadığımız kadar mı kazanıyoruz?
Sedat GÜVEN
([email protected])