BİR YUDUM SU OLABİLİRMİSİNİZ « Yenigün Gazetesi
SON DAKİKA

Korkunç kaza!

ASAYİŞ, SON DAKİKA

BİR YUDUM SU OLABİLİRMİSİNİZ

Songül KİŞİOĞLU’nun kaleminden..

Bu haber 16 Ağustos 2019 - 12:17 'de eklendi.

Sizlere farklı bir bakış açısı ile çalışma hayatı içerisinde mobbing’in neden olmaması gerektiğine dair “tabi bir afet” ile örnek vermek istiyorum.
1998 yılında görevde yükselme sınavını kazandığımda Yalova’ya atandım ve tam bir yıl sonra 17 ağustos depremini yaşadım.

Şimdi hepinize sormak istiyorum;
Siz hiç enkaz yığınlarının başında çaresizliği yaşadınız mı?
Ben yaşadım mesela
İşyerinizde ki arkadaşınızın ölüsünü kollarınızın arasına aldınız mı?
Ben aldım mesela
Yüzlerce kolu, bacağı, kafası kopmuş kanlar içerisinde cansız bedenler gördünüz mü?
Ben gördüm mesela

Deprem sonrası saatlerce hatta günlerce enkaz yığınlarının başında üzerlerinde ki taş yığınlarını almaya çalışırken “arkadaşlarımızın acı feryatlarını” duyduk, çığlıklarında yüreklerimiz parçalandı ama bazılarını kurtarmaya gücümüz yetmedi ve feryat ederek öldüklerine şahit olduk.
Ölen arkadaşlarımıza ağlarken pes etmedik bir enkaz yığınından başka bir enkaz yığınına koştuk.Enkaz parçalarını alırken tırnaklarımızı kanatarak arkadaşlarımıza ellerimizi uzatıp çekip kurtardık ve dudaklarına bir yudum su verdik.
O depremde belki de birbirinden nefret eden bir çok insan vardı ama birbirlerine ellerini uzattı.
Yüce ALLAH, felaket ile insanlara bir şey hatırlattı “bazen en nefret ettiğiniz hatta mobbing uyguladığınız iş arkadaşınız böyle bir felaket anında size yardım elini uzatan olabilir, size bir nefes ve bir yudum su olabilir” dedi.
Hal böyle iken; çalışma hayatında insanların birbirlerine kötü muamelede bulunması vicdani, ahlaki ve dini hükümleri zorlayan bir davranış şekli değil midir?
Bilimsel ve hukuki yönleriyle mobbing ülkemizde yıllardır zaten anlatılıyor ve tartışılıyor ama unutmayalım ki yasal düzenlemelerden önce Kur’an-ı Kerim’de mobbing hususu zaten zalim ve zulüm ile ilgili ayetlerle düzenlenmiştir.
Mobbing yani psikolojik taciz ile ilgili yasal düzenlemelerin ne zaman çıktığını ve bu yasal düzenlemelerden sonra çalışanlara mobbing uygulanıp uygulanmadığını araştırın.
Araştırmalarınız sonucunda mobbing’in devam ettiğini görüyorsanız demek ki mobbing’in sonlandırılmasında yasal düzenlemeler de yeterli olmuyor.
Mobbingi uygulayan kişi “Allah’ın emirlerini tanımayıp, zulme devam ediyorsa” muhtemelen hukukta ki yasal düzenlemeleri de tanımayacaktır.
Öte yandan; kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörde mobbing uygulayan kişilere baktığınızda enteresan bir ayrıntı ile karşılaşırsınız, bir çoğunun çok iyi öğretim düzeyine sahip olduğunu görürsünüz.
Bakınız eğitim demiyorum çünkü eğitim, güzel ahlakın ve imanın ruhta ki yansımasıdır…

İşyerlerinde; mobbing uygulayanlar, mobbing uyguladıkları insanlarda “maddi ve manevi kayıplar yaşatarak ellerinden bunları aldıklarını” düşünürler ve tuhaf bir şekilde güç sarhoşluğu yaşarlar.
Peki mobbing uygulayan kişiler, gerçekten o insanlardan bir şeyler alabiliyor mu?
Alamıyorlar elbette, çünkü o insanlar şöyle düşünür;
“Bana ait olan hiç bir şey yoktur…ben ve bana aitmiş gibi saydıklarınızın hepsi Rabbime aittir…hem zaten üryan gelmedik mi Dünya’ya ve yine üryan gitmeyecek miyiz?” der.
Çalışma hayatında özellikle amir konumunda olan kişiler, her çalışanda “hoş bir sadâ bırakıp” onların dillerinden;
Vesselâm…iyi geldiniz…iyilikler getirdiniz...sözlerini duymak istemelidir.
Devletin işini yürütürken, işimizi kavga ile değil, yıkarak değil, sevgi ve hoşgörü dili ile yapmayı düstur edinmeliyiz.
Mobbing’in özüne baktığınızda aslında “mutsuz insanların yüreklerinde ki sevgisizliğin dışa vurumu olduğunu” görürsünüz.
Çalışma hayatında “insanı karalayan, yaralayan, kanatan… dil, kalem ve yolun terkedilmesinin” kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörün çalışma ortamında huzuru ve büyümeyi sağlayacağını düşünmekteyim.
“Yolumuz sevgi yolu, yolumuz güzel ahlak yolu, yolumuz mü-min kulların yolu” olmalıdır.
Her çalışan başka bir çalışana mobbing uygularken “Allah’ın emirlerini dikkate almalı, varsa kendi çocuğunu göz önünde bulundurarak empati kurmalı” gönülleri incitmemelidir.
Ömrü; dalı, dili, gülü, yolu, külü, kulu incitmeden yaşayabilir ve kıymetlendirebiliriz.
Mesele şu aslında, üç günlük fani ömrümüzde “insanların yüreklerine bir yudum su” olabilmektir.
Bir imtihan dünyasında yaşıyoruz “zulmü gören sabır ile zulüm yapan ise zalimliği ile imtihan ediliyor” Yüce ALLAH her seferinde belki de vazgeçer diye zalime mühlet veriyor.Zalim olan kişi zulümden vazgeçmiyor ise Yüce ALLAH “ertelerim ama asla affetmem” diyor.
Sizler bu çağda Ebu Leheb’ler yok mu sanırsınız, olmasaydı zalim, zulüm ve mobbing olurmuydu?
Görev ve unvanları ne olursa olsun çalışanlara seslenmek isterim;
“alevlerin ya da alevli ateşin babası olarak söylenen Ebu Leheb’in yolundan mı gideceksiniz yoksa erenlerin mi” seçim sizlerin.
Hz Mevlana, “Yürü, bir an için mezarlıkta sessizce otur.O söz söyleyip şimdi susmuşları gör! Onların topraklarını bir renkte, bir halde görürsün, ama halleri bir değildir ki” diyor.
Şimdi herkes arkasına yaslansın, 10 saniye kendisini kefen içerisinde düşünsün ve ceplerini kontrol etsin, bu dünyadan götürebilecekleri varsa doldursun götürsün…
Gülüşünüzün ve merhametinizin, insanlarda hoş bir sadâ bırakması dileklerimle,
Hoş kalın, sevgiyle kalın…!

Songül KİŞİOĞLU
Songül KİŞİOĞLUbafra_diyalog@hotmail.com