MALİYEDE BİR ÇALIKUŞU « Yenigün Gazetesi
SON DAKİKA

Korkunç kaza!

ASAYİŞ, SON DAKİKA

MALİYEDE BİR ÇALIKUŞU

Songül KİŞİOĞLU’nun kaleminden..

Bu haber 05 Ağustos 2019 - 12:56 'de eklendi.

Maliye Bakanlığı Ankara Defterdarlığı Tasfiye İşleri Döner Sermaye Saymanlık Müdürlüğü, Kamu araç ve eşyaları, gümrüğe terkedilmiş araç ve eşya satışlarının yapıldığı bir saymanlıktı.
Göreve başladıktan bir süre sonra Maliye Bakanlığı’nca bölgelerde ki saymanlıkların kapatılarak merkezde tek bir saymanlık kurulmasına karar verildi.
Bana yine önemli bir görev verilmişti.
Merkezde kurulacak saymanlığı “kurmak” ile görevlendirildim.
O dönem genel müdürümüze “efendim saymanlık müdürleri ve denetçiler dururken benim kurucu müdür olmam, kuruluş aşamasında bir hataya sebep olabilir mi”dedim.
Genel Müdürümüz oldukça soğuk kanlı bir tavır ile
“Biz öyle uygun gördük” dedi.
Bu saymanlığı kurarken, kapatılan saymanlıkların oldukça büyük sorunları ile karşılaştım ama çözdüm.
O dönemin müsteşar yardımcısı “Sen genel müdürüne neden ben diye sormuştun ya, senin başaracağını bildiğimiz için bu görevi sana vermiştik” dedi.
Tam soluk alacakken yeni bir görev daha;
O dönem Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığı ayrı bakanlıklar idi.
Birleştirilmesine karar verildiğinde, Çevre Referans Laboratuvarı’nın Döner Sermaye Müdürlüğü’ne vekaleten görevlendirildim.
Her iki bakanlığın döner sermaye saymanlığını birleştirmem üç ay gibi bir süreyi aldı.
Döner Sermaye Yönetmeliklerinin taslaklarını hazırladım, Maliye Bakanlığı’na sunulmak üzere Çevre Bakanlığı Genel Müdürlerinden Aydın YILDIRIM beye teslim ederek ayrıldım.
2005 yılında Maliye Bakanlığı’na  bağlı Milli Eğitim Merkez Saymanlık Müdürlüğü’ne atandım.
Türkiye’nin en büyük saymanlıklarından biri idi ve yevmiye sayısı yüz binin üzerinde idi.
Bu saymanlık, Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez, taşra ve yurt dışı ödemelerini yapıyordu.
Bu saymanlıkta görev yaparken yolum çok önemli bir isim ile kesişti.
“Bindallı Edebiyat Topluluğu” kurucu üyesi Emine DUMAN hanımefendi.
Emine DUMAN hanımefendi o zamanlar Teftiş Kurulu’nda Başmüfettiş idi.
Daha sonrasında bizzat bakanın teklifi ile Talim Terbiye Kurul Üyesi oldu.
Gözlerinde ve sohbetlerinde bilgiyi görürdünüz.
Edebiyatçı olmasına rağmen mali mevzuat konularına çok ilgiliydi.
O bende maliyenin, ben onda edebiyatın tadına vardık.
Teftiş Kurulu’nda Nail HACIOSMANOĞLU gibi iktisatçı kökenli deneyimli bir Başmüfettiş vardı.
Onunla çay tadında ekonomi sohbetlerimiz hayli olmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığı’nda duayen bir çok isim ile çalışma şansım oldu.
Bu insanlardan çok şey öğrendim.
Bu saymanlıkta yürüttüğüm önemli görevleri uzun uzun yazarak sizleri daha fazla yormak istemiyorum.
Sadece bir tanesini örnek olarak vermek istiyorum.
Taşınır Mal Yönetmeliği yürürlüğe girdiğinde ben saymanlık müdürlüğü görevine vekalet ediyordum.
Türkiye’de Taşınır Mal Yönetmeliğini ilk uygulayan saymanlık olduk.
Milli Eğitim Bakanlığı gibi devasa kurumun merkez-taşra ve yurt dışı teşkilatlarının tüm taşınır mallarını üç hafta gibi kısa bir sürede kayıt altına aldık.
Bu görevleri yürütürken hayatımda yeni bir değişiklik daha oldu.
2008 yılında kurulan sekiz üniversitenin beş tanesinden teklif aldım.
Ailem ve çevrem kabul etmem yönünde telkinde bulundular.
Bir üniversiteye yine mali konularla ilişikli olan birimine  “daire başkanı” olarak atandım.
Bu atama ile Maliye Bakanlığı’nda başlayan yolculuğum son bulmuştu.
Daire başkanı görevi, üst  bir görev idi ama yıllarca emek verdiğim kurumdan ayrılmak benim için hiç kolay olmadı.
İnanın ayrılırken “baba ocağından ayrılan taze bir gelin gibi hüzünlü” idim.
Maliye benim için vatandı, baba ocağıydı, hayat okuluydu.
Elbette kendimi yetiştirmede istekli ve gayretli idim, ancak rahmetli babam, defterdarlarım, kaymakamlarım, müdürlerim, şeflerim, çalışma arkadaşlarım, diğer kurum personelleri, eczacılar, okul müdürleri, mutemetler ve vatandaşların kişilik gelişimim de önemli katkılarının olduğunu dile getirmek isterim.Çünkü insan çevresi ile bütündür yani o çevrenin bir parçasıdır.
Maliye olma yolunda adımlarımı sabır ve temkin ile attım.
Yıllar içerisinde “eğitim ve öğretim düzeyimi arttırarak, çevreyi gözlemleyerek, analiz yapıp sonuçlar çıkararak kişilik gelişimimi tamamlama yolu” izledim.
Çalışma hayatımda “tanıdığım her insan benim için ayrı bir yol gösterici yani rol model” oldu.
İlk ROL MODELİM ise maliyeci olan babamdı.
Mesleki anlamda ilk öğretmenimdi.
Rahmetli babamın yöneticilik anlayışı ve yönetmede ki kabiliyeti bir çok kişi tarafından bilinir.
Onun gibi bir yöneticinin kızı olmak gurur ama başka bir avantajım daha vardı.
Bana memuriyet nedir sorusunun cevaplarını veren  önemli bir önderdi.
Görevini  yürütürken “halkla ilişkilere çok önem verir  ve onların taleplerini dikkate alarak” hareket ederdi.
Soruna “yeni bir sorun ile cevap vermek yerine, soruna çözüm ile cevap” verirdi.
Bana sürekli nasihatta bulunurdu.
Mesela;
“Vatandaşın talebi olmuyor ise neden olmadığını izah et ve ne yaparsa sorunu çözülür anlat ve yol gösterici ol, vatandaşı yanlış yada emin olmadığın bir çözüm yolu ile asla yanıltma” derdi.
Ben her zaman babamın nasihatlarını  uyguladım ve sayılamayacak faydalarını gördüm.
Öğrenme ve kişilik gelişme sürecim son nefesime kadar sürecek, çünkü insan son nefesine kadar öğrenir ve deneyim kazanır.
Yıllar içerisinde gayretlerim ile çok bilgi ve deneyim elde ettim.
Bilgi ve deneyimlerimi aktararak  toplumun gelişimine katkıda bulunmak istiyorum.
Bilirsiniz, “paylaşılan bilgi” kıymetlidir.Sadece siz de kalan bilgi değerlendirilmemiş atıl bilgidir.

Yöneticilik ile ilgili şahsi düşüncem ise;
Kamu görevlileri sadece “masasında ki işi bitiren değil, aynı zamanda vatandaşın yaralarına merhem olan” olmalıdır.
Yani “vatandaşın sorununu dert edinmeyen yönetim anlayışından kaçınmak” gerekir.
Mevzuatta “her şey yazılı değildir”  bazen satır aralarını okumak gerekir.
Satır aralarını okumayı başarabildiyseniz eğer, ancak o zaman  AMİR olabilirsiniz.
Öteki türlüsü yönetici olursunuz, ancak görev süreniz bitip ayrıldığınızda insanların hatıratlardan silinirsiniz.
Böyle yöneticiler vatandaş gözünde “sadece siyah deri bir koltuktur”
Hatırlayın rahmetli valimiz Recep YAZICIOĞLU‘nu ve yönetmede izlediği yöntemleri.
Bedeni toprağa çoktan karıştı ama insanlar hala dilden dile onu konuşuyor
Hepimiz onu saygı ve minnet ile anıyoruz.
YAZICIOĞLU, hatıratlarda onurlu bir iz bırakarak aramızdan göçüp gitti ve giderken heybesinde ne vardı derseniz;
“Bolca sevgi, şefkat ve merhamet” vardı.
Hayatın özeti de heybedekiler değil midir?
Bana göre çalışma hayatının ve yöneticiliğin olmaz ise olmazları vardır.
“Adaletli olabilmek, koşulsuz sevebilmek, şefkat ile kucaklayan olabilmek, merhametli olabilmek, ön yargılı olmamak, dinlemeyi bilmek, empati kurabilmek, halden anlamak, başkalarının haklarına saygılı olmak, emek vermek ve emek verene hakkını teslim edebilmek, öğrenme ve öğretme gayreti içinde olabilmek vs vs”
Yani İNSAN olabilmek.
Çocukluğumun hedefi olan mesleğimi yıllar boyunca aşk içerisinde yerine getirdim.
Tüm meslek hayatımda hiç kimseden destek almadan, birilerinin kapısını çalıp şuraya atanmama yardımcı olur musunuz demeden, dişim ve tırnağım ile kazıyarak geldim.
Görevimi yürütürken önce insan, sonra kamu görevlisi oldum.
Kendi sözüm ile sizlere bir tavsiyede bulunmak isterim.
Çalışma hayatınızda ve özel yaşamınızda;
“LÂL-Ü EKBEM değil, GÖNÜLDAŞ olun ki; bir kalbin atışını kaybetmeyin”
Gelin hep birlikte VERA olalım.
Gülüşlerinizin ve merhametinizin insanlarda hoş bir sadâ bırakması dileklerimle…

Songül KİŞİOĞLU
Songül KİŞİOĞLUbafra_diyalog@hotmail.com